
Son yıllarda sağlıklı yaş alma (Longevity) araştırmalarında en çok konuşulan moleküllerden ikisi Nikotinamid Ribozid (NR) ve Beta-Nikotinamid Mononükleotid (NMN).
NR ve NMN’i anlamanın en kolay yolu önce NAD+’ı tanımaktır.
NAD+, vücudumuzdaki yaklaşık 37 trilyon hücrenin hücrelerimizde bulunan ve yaşam için vazgeçilmez olan bir koenzimdir. Hücrelerin enerji üretmesine yardımcı olur, metabolik reaksiyonlarda görev alır ve hücresel onarım süreçlerinde rol oynar.
NAD+, yalnızca enerji metabolizmasında değil;
gibi pek çok süreçte NAD+’a ihtiyaç duyulur.
Bilim insanlarının son yıllarda NAD+ üzerine yoğunlaşmasının nedeni de budur.
Araştırmalar, yaş ilerledikçe birçok dokuda NAD+ seviyelerinin doğal olarak azaldığını gösteriyor. Bunun nedenleri arasında artan DNA hasarı, kronik inflamasyon, hücresel stres ve NAD+ tüketen enzimlerin daha aktif çalışması yer alıyor.
İnsan dokuları üzerinde yapılan çalışmalarda bazı dokularda 30 ile 70 yaş arasında NAD+ seviyelerinde yaklaşık %65’e varan azalma gözlemlendi.
Bu durum son yıllarda longevity araştırmalarının en önemli çalışma alanlarından biri haline geldi.
Hem NR hem de NMN, NAD+ üretiminde kullanılan doğal öncü moleküllerdir.
Başka bir ifadeyle; Vücudumuz bu molekülleri doğrudan enerji olarak kullanmaz. Önce onları biyokimyasal reaksiyonlardan geçirir ve sonunda NAD+ üretir.
Bu nedenle her iki bileşik de “NAD+ precursor” yani NAD+ öncüsü olarak tanımlanır.
İnternette en çok sorulan soru şu: “NR mi daha iyi, NMN mi?”
Bilimsel açıdan bakıldığında bu sorunun cevabı düşündüğümüz kadar basit değil. Çünkü iki molekül aslında aynı biyolojik yolun farklı basamaklarında yer alıyor.
NR hücre içine girdikten sonra ilk olarak NMN‘e dönüşür. Ardından NMN, farklı enzimlerin yardımıyla NAD+’a çevrilir.
Yani süreç şu şekilde ilerler: NR → NMN → NAD+
Bu nedenle NR ile alınan molekül de son aşamada NMN formuna uğrar ve ardından NAD+ sentezinde kullanılır.
Uzun yıllar boyunca bilim insanları yalnızca NR’nin hücre içine doğrudan girebildiğini düşünüyordu.
Daha sonra yapılan araştırmalar ise bazı dokularda SLC12A8 isimli taşıyıcı protein sayesinde NMN’nin de hücre içine alınabildiğini gösterdi. Ancak bu mekanizmanın insan vücudundaki rolü hâlâ araştırılıyor.
Bugün için bilim dünyasında kabul edilen ortak görüş şu: Hem NR hem de NMN NAD+ üretimini destekleyen önemli öncü moleküllerdir. Ancak farklı dokularda nasıl davrandıkları konusunda araştırmalar devam ediyor.
Son yıllarda hem NR hem de NMN üzerine yayımlanan yüzlerce çalışma özellikle şu başlıklara odaklanıyor:
NR son yıllarda özellikle dikkat çekmeye başladı. Bunun en önemli nedenlerinden biri, Nikotinamid Ribozid Klorür formunun farklı ülkelerde düzenleyici otoriteler tarafından değerlendirilmiş olmasıdır.
NR ayrıca insanlar üzerinde yürütülen çok sayıda klinik çalışmada kullanılan NAD+ öncülerinden biridir. Bu nedenle günümüzde yayımlanan klinik verilerin önemli bir bölümü NR üzerine yoğunlaşmaktadır.
Her ikisi de aynı biyolojik yolun parçalarıdır ve sonunda NAD+ sentezine katkı sağlar.
Bilimsel literatür bugün için NR’nin NMN’den daha etkili olduğunu söylemiyor. Ancak kanıt düzeyi açısından iki molekül aynı noktada da değil.
NR, insanlar üzerinde yürütülen klinik çalışmaların sayısı ve kalitesi bakımından daha güçlü bir veri tabanına sahip. Ayrıca hücre içinde zaten NMN’e dönüşerek aynı biyolojik yolu takip ediyor. Bu nedenle mevcut bilimsel veriler ışığında, klinik araştırmaların ağırlığını ön planda tutan kişiler için NR daha güçlü kanıtlarla desteklenen bir seçenek olarak öne çıkıyor.
Öte yandan NMN de NAD+ araştırmalarının önemli moleküllerinden biri olmaya devam ediyor ve özellikle son yıllarda yayımlanan çalışmalar sayesinde hakkında bildiklerimiz her geçen gün artıyor.